Kıbrıs dendiğinde akla ilk gelen şeyler aşağı yukarı bellidir. Kum, güneş, şezlonglar, akşamüstü serinliğinde bir sahil ve devasa Kıbrıs otelleri. Oysa bu güzel adada, denize bir kez bile girmeden dolu dolu bir hafta geçirebilirsiniz. Tarihi kervansaray avlusunda içilen bir yorgunluk kahvesi, kapalı pazarın renkli baharat ve hellim tezgâhları, bir dağın sırtına tutunmuş Gotik manastır ve mis kokulu narenciye bahçelerinin içinden uzanan yollar… Adanın bu şehirli ve kültürel yüzü, ne yazık ki plajları kadar sık dile getirilmiyor.
Eylül ayı ise Kıbrıs’ı bu yönüyle keşfetmek için harika bir zaman. Kavurucu öğle sıcağı yerini taş sokaklarda rahatça gezilebilecek bir kıvama bırakıyor, antik kentlerdeki kalabalık seyrekleşiyor. Bununla birlikte akşamları dışarıda vakit geçirmek için o ılık hava hâlâ devam ediyor. Aşağıda derlediğimiz altı rotayı sırayla veya ikişer ikişer gruplayarak keşfedebilirsiniz. Kıbrıs, haritada küçük görünebilir, fakat yollar tahmin ettiğinizden daha yavaş akıyor.
1. LEFKOŞA, Kervansaray avlusundan kapalı pazara
Kıbrıs turuna surlariçi bölgesinden başlamak, Kıbrıs’ın kalan hikâyesini anlamayı çok daha kolaylaştırıyor. 16. yüzyıl eseri Büyük Han, günümüzde atölyeleri ve kahvecileriyle harika bir buluşma durağı. Kemerli galerilerinde yürüyüp avlunun ortasındaki mescidin etrafında soluklanarak, şehre güzel bir giriş yapabilirsiniz. Birkaç sokak ilerideki Bandabuliya (kapalı belediye pazarı) ise harnup pekmezi, kuru incir, taze hellim ve rengârenk baharat tezgâhlarının yan yana dizildiği otantik bir nokta.
Şehrin siluetini belirleyen iki minaresi ve Gotik kemerleriyle Selimiye Camii, başkentin en çok fotoğraflanan yapısı. Öğle yemeği molası için Arasta sokağında duraklayıp molehiya veya şeftali kebabının tadına bakabilirsiniz. Her ikisi de Kıbrıs mutfağının öne çıkan lezzetleri arasında yer alıyor ve İstanbul’da kolay kolay karşınıza çıkmıyor.
2. GAZİMAĞUSA, Surların içinde bir saat, surların dışında bin yıl
Gazimağusa, ziyaretçilerine bir gün içinde farklı tarih katmanlarını yaşatabilen nadir şehirlerden biri. Sur içinde yer alan Lala Mustafa Paşa Camii’nin etkileyici Gotik cephesi ve hemen yanındaki meydan oldukça büyüleyici. Biraz ilerlediğinizde ise sizi Othello Kalesi ve liman manzarası karşılıyor.
Şehrin birkaç kilometre kuzeyine doğru çıkıldığında bambaşka bir döneme geçiş yapılıyor: Salamis Antik Kenti. Roma tiyatrosu, sütunlu avlusu ve gymnasiumu ile adanın en büyük arkeolojik alanlarından biri olan bu bölgeyi, gölge alanların azlığı nedeniyle ya sabah erkenden ya da ikindi vaktinden sonra ziyaret etmelisiniz.
3. GİRNE, Liman, kale ve yamaçtaki manastır
Girne’nin meşhur antik limanı akşamüzeri hareketlenmeye başlıyor. Lakin asıl tarihi keşif Girne Kalesi’nin iç kısımlarında saklı. Buradaki Batık Gemi Müzesi, dünyanın bilinen en eski ticaret gemi kalıntılarından birine ev sahipliği yapıyor.
Şehirden yamaçlara doğru tırmandığınızda, Gotik kemerlerinin ardından masmavi Akdeniz’i selamlayan Bellapais Manastırı karşınıza çıkıyor. Ünlü yazar Lawrence Durrell’ın Kıbrıs anılarını kaleme aldığı Beylerbeyi (Bellapais) köyü de tam bu noktada yer alıyor. Eğer kitabını okuduysanız buranın sokakları size çok tanıdık gelecektir.
4. GÜZELYURT VE LEFKE, Narenciye bahçeleri
Adanın batı kesimi klasik rotaların biraz dışında kalıyor. Bölgenin cazibesi de tam olarak bu sakinlikten geliyor. Güzelyurt ovasının uçsuz bucaksız narenciye bahçeleri ile Lefke’nin Osmanlı izleri taşıyan dar sokakları, yavaşbir tempoda anın tadını çıkarmak için oldukça ideal. Yakın çevrede bulunan Soli Antik Kenti ve tepedeki Vouni Sarayı kalıntıları, Kıbrıs tarihinin daha az konuşulan dönemlerine ışık tutuyor. Lefke’ye uğradığınızda sokaklarında yorgunluk kahvesi içmeyi unutmayın.
5. KARPAZ, Köy kahvaltısı

Karpaz Yarımadası’na adım attığınız an nefes kesen doğa manzaralarıyla karşılaşıyorsunuz. Rotanın nihai uç noktası olan Dipkarpaz ve Apostolos Andreas Manastırı’na uzanan yolculuğunuz boyunca, adanın meşhur yabani eşekleriyle karşılaşmanız mümkün. Ancak Karpaz’ın asıl öne çıkan özelliği zengin sofraları oluyor. Taze hellim, pekmez, yöresel zeytinler ve hellimli pilavunanın bir arada sunulduğu köy kahvaltısı başlı başına bir deneyim. Yarımada oldukça uzun. Dolayısıyla burayı günübirlik bir gezi olarak değil, en az bir gece konaklamalı olacak şekilde planlamalısınız.
6. KANTARA VE BÜYÜKKONUK, Beşparmaklar’ın sırtında
Beşparmak Dağları’nın doğuya bakan ucunda yer alan Kantara Kalesi, açık ve berrak bir havada hem kuzey hem de güney sahilini aynı anda görebileceğiniz ender seyir noktalarından biri. Hemen aşağısında bulunan ve eko-turizm köyü olarak tasarlanan Büyükkonuk ise taş evleri, zeytin ve harnup üretimiyle bu rotanın en sakin köşesi. Toplu taşıma ulaşımının çok seyrek olduğu bu izole yerlere varmak için mutlaka özel bir araca ihtiyacınız olacak.
Nerede kalmalı?
Kıbrıs’ta konaklama dendiğinde akla ilk olarak Girne ve Gazimağusa hattındaki popüler sahil şeridi geliyor. Ancak şehir odaklı, keşif dolu bir rota planlıyorsanız, konaklamanızı ikiye bölmek oldukça mantıklı olacaktır. İlk birkaç geceyi Lefkoşa veya Gazimağusa’da, seyahatinizin son günlerini ise Girne tarafında geçirebilirsiniz. Böylelikle doğudaki Salamis ve Karpaz ile batıdaki Bellapais ve Lefke’ye çok daha kısa yoldan ulaşmış olursunuz.
Enuygun.com üzerinde yapılan aramalarda ada genelinde listelenen tesislerin ağırlıklı olarak Girne ve Gazimağusa çevresinde toplandığı görülüyor. İç kesimlere doğru seçenekler hızla azalıyor. Bu durum, rotanın merkezini haritada nereye kuracağınızı baştan belirleyen oldukça önemli bir ayrıntı.
Kıbrıs otelleri başlığı altında listelenen tesislerin bir bölümü ilçe merkezlerinin epeyce dışında kalıyor. Bu ayrımı rezervasyondan önce görmek, günün yarısını yolda geçirme olasılığını baştan eliyor.
Gitmeden önce: 6 pratik not
Sadece kimlik yeterli. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Kıbrıs’a pasaport olmadan, çipli kimlik kartıyla giriş yapabiliyor. Bu durum, adayı yurt dışı hissiyatı yaşatıp pasaport bürokrasisi gerektirmeyen ender ve pratik destinasyonlardan biri haline getiriyor.
Uçuşlar çıkış şehrinize göre değişiyor. Kıbrıs uçuşları tek bir merkeze mahkûm değil; İstanbul’un dışında Ankara, İzmir, Adana ve Antalya gibi şehirlerden de düzenli tarifeli seferler bulunuyor.
Trafik soldan akıyor ve araçsız gezmek pek mümkün olmuyor. Kıbrıs’ta İngiliz trafik düzeni geçerli. Eğer araç kullanacaksanız ilk yarım saati şehir dışında sakin yollarda geçirmek, dönel kavşaklara alışmanın en zahmetsiz ve güvenli yolu. Toplu taşıma ulaşımının yetersiz olduğu Karpaz ve Beşparmaklar hattı hesaba katıldığında, kiralık araba seçenekleri rotanın kaç durağa uzayabileceğini doğrudan belirliyor.
Prizler üç pinli. Kıbrıs’ta İngiliz tipi üçlü priz standardı var. Dolayısıyla yanınıza bir dönüştürücü adaptör almanız ya da otele girişinizde resepsiyondan talep etmeniz gerekiyor. Zira bu, cihazlarınızı şarj edebilmeniz için şart.
Mesafeler kısa olsa da süreler uzun. Harita üzerinde sadece 60 kilometre olarak hesapladığınız bir yol, dağ geçitleri ve virajlı köy içi yollar yüzünden beklediğinizden çok daha uzun sürecektir. Bu sebeple güne iki büyük durak sığdırmak, üçten çok daha keyifli, stressiz bir tempo sunacaktır.
Eylül’de su hâlâ sıcak. Rotamızı tamamen “plajsız” kurgulamış olsak bile valizinize kesinlikle bir mayo ekleyin. Kıbrıs’ta deniz sezonu ekim ayının ortalarına kadar devam ediyor. Yani, rotanın herhangi bir gününde, beklenmedik harika bir plaj molası sıkıştırmak mümkün.
Kıbrıs, seyahatseverlerin “bir kez gidilecek yerler” listesinden ziyade, “tekrar tekrar dönülecek yerler” listesine çok daha fazla uygun. İlk turunuzda şehirlerin tarihi ruhunu hissedebilir, bir sonraki gidişinizde ise köylerin dinginliğine kendinizi bırakabilirsiniz.






