Karantina Günlerinde Ne Okuyalım?

 

Hayatımızda bir kez daha bu kadar çok kendimize ayıracak zamanımız olmayacak belki… Bu kadar çok kendimizle kalacak zamanımız da… O yüzden yarım kalanları tamamlama, bitiremediğin kitapları bitirme, okuyamadıklarına göz atma vakti.
Biz de sizin için bir öneri listesi derledik. İyi okumalar!

1
Milan Kundera – Şaka

   Ludvik, bir süredir uzak düştüğü kız arkadaşı Marketa’dan mektup alır. Marketa, hayatından memnun olduğunu ve Batı’da devrimin pek yakında gerçekleşeceğini yazmaktadır. Kendisini özlemediği için Marketa’ya kızan Ludvik, bir kartpostalın arkasına, “İyimserlik, insanlığın afyonudur! Sağlıklı ruh, hıyarlıktan başka bir şey değil. Yaşasın Troçki!” yazarak kıza gönderir. Ludvik’in “şaka” olsun diye yazdığı bu üç cümle, hem Komünist Parti’den hem de üniversiteden atılmasına, toplumdan dışlanmasına yol açacaktır…

   2
Umberto Eco – Gülün Adı

   Umberto Eco’nun bu ilk romanı, 1980’de İtalya’da ilk yayımlanışından bu yana sayısız basım yaptı ve dünyanın pek çok diline çevrildi. Dünyada olağanüstü bir ilgi uyandıran bu romanın yankıları hala sürüyor. Filmi de dünyada büyük yankılar uyandırdı. Bu romanın başarısında, kuşkusuz, yazarın ortaçağ konusunda derin ve dolaysız bilgisinin büyük payı var. Tam anlamıyla ve her bakımdan ortaçağ dünyasını yansıtmakla birlikte “Gülün Adı” kesinlikle çağdaş bir roman; çağdaş romana yepyeni ve uzun soluk getiren özgün bir roman. Bir anlamda ortaçağda geçen, Hıristiyanlık düşüncesini tartışan tarihsel bir roman, bir anlamda da ustaca kurulmuş polisiye ve sürükleyici bir öykü. Ve en önemlisi olağanüstü bir dil ve benzeri az bulunur bir sanat yapıtı.

   3
J.D.Salinger – Dokuz Öykü

   Sahte dünyanın sahte insanlarına topyekün savaş açmıştı. Salinger: Bu kitaptaki öyküler, bu dünyanın kabullenilmesinde değil, aşılmasında bulunuyor doruk naktısını, İnce bir ironiyi, keskin gözlemleriyle bütünleyen yazar, James Joyce’un “epiphany” tanımına uyan bir öykü döngüsü yaratıyor: Seymour’un intihar etmesiyle başlayan geleceği görebilen harika çocuk Teddy’nin kızkardeşi tarafından boş havuza itilerek ölmesiyle noktalanan
bir döngü bu.

   4
Ferhan Şensoy – Kalemimin Sapını Gülle Donattım

    Ferhan Şensoy’un otobiyografik romanı. Renkli ve hızlı bir özyaşamöyküsünün ilk cildi olan on dördüncü kitabı Kalemimin Sapını Gülle Donattım, yaz mevsiminde üç ayda üç baskı yaptı.

“bir ırmak kıyısında doğdum ben

bir ırmak romandır bu

hem el yazması

elle tutulan

elde var birinci cilt.”

   5
Sylvia Plath – Sırça Fanus

   Neşeli, hüzünlü, yalın, parlak ve doğal. En üstün niteliğiyse şaşırtıcı derecede dolaysız oluşu, tıpkı güpegündüz çekilmiş bir dizi fotoğraf gibi.”
-Time-

    Parlak bir üniversite öğrencisi olan Esther Greenwood, 1950’lerde yayın dünyasında acımasız bir rekabetin sürdüğü New York’a büyük hayallerle gelir ve önemli bir moda dergisinde iş bulur. Kapıldığı beklentilerle karşısına çıkan fırsatların yoğunluğu, masumluğunu yitiren genç kızın zamanla kaldıramayacağı bir boyuta ulaşır ve Esther kendini tam bir karabasanın içinde bulur. Kimlik arayışı peşinde ürkütücü bir yola giren duyarlı ve hevesli bir genç kadının üniversite yılları, erkeklerle ilişkileri, yaşadığı çöküş, intihar girişimleri ve gördüğü psikolojik tedaviler mizahi bakış açısı unutulmadan son derece içtenlikle işlenmiş.

   6
Judith Malika Liberman – Masal Terapi

   Bu kitap hayat yolculuğunda tılsımlı pusulan olacak…

   Sevgili yolcu, bu kitap senin için bir pusula olsun diye hayal edildi. Onu çantanda taşı.Kendini bir yol ayrımında bulduğunda, kararsızlık yaşadığında, ruhun yolunu kaybettiğinde kitabı çantandan çıkar. Rasgele bir sayfasını aç. Ve okumaya başla…Karşına çıkan masal sana yolunu bulmanda yardım edecek. Seni masallarla bir oyun oynamaya davet ediyorum. İçindeki yıldız gözlü oyunbaz çocukla yeniden bağ kurmanın vakti geldi.Bu bir iyileşme oyunudur. Bırak masallar sana rehberlik etsin, seni iyileştirsin ve dönüştürsün…

   7
Vladimir Nabokov – Ada ya da Arzu

   Ada ya da Arzu’da Nabokov okura, hafızamız sayesinde çocukluğumuzu ya da arkada bıraktığımız “Altın Çağı” yanımızda taşıyabileceğimizi hatırlatır. Bu bilinen, basit düşünceyi Nabokov olağanüstü bir şiirsellik ve şimdi ile geçmişi aynı anda cümlede yaşatabilme gayretiyle ayakta tutar. (…) Lolita’nın Humbert Humbert’inin cenneti bir çocuğun aşkında yaşaması gibi Van ile Ada da çocukluk aşklarını bütün hayatlarını yayarak cennette yaşamak isterler.

   8
Jack Kerouac – Zen Kaçıkları

   Jack Kerouac yine yollarda Bu sefer kendi içsel yolculuğuna çıkmış

“Zen Yolu”na koyulmuş. Soruyor: “Bu sonsuz evrende bulunuşun anlamı nedir?”

Dağlara tırmanıyor, meditasyon yapıyor Yıldızlara bakıyor, Dostlarla sohbete dalıyor.

Aklında aynı soru hep, cevabını arıyor. Onca yolculuk, onca âlem ve ayrılıktan sonra

Bu sefer dağlarda buluyor özgürlüğü, Kendi yalnızlığında “sevecen” olmayı öğreniyor.

Değiştiğini duyumsuyor, bazı şeyler dışında; Çünkü yine düzen dışı, yine sorgulayıcı

Ne de olsa geldiği yer “Beat Kuşağı”. Ulu dağların gizeminde arıyor hayatı,

“Zen Kaçıkları”na özgü hayatı ama Budizme yakın durarak, insanlardan kaçmayarak.

Her zamanki gibi çılgın, Her zamanki gibi coşkun,

Jack Kerouac yine yollarda anlayacağınız,

Kendi zirvesini arıyor. Seviyor dünyayı sevmesine de

Acınası ve tekinsiz buluyor

yaşamın kendisini.

Ölmek için doğulan dünyada,

Yaşamı arıyor yollarda, yolculuklarda

Dağlarda, Buda’da ve Tanrı’da…

   9
Orhan Pamuk – Benim Adım Kırmızı

   Orhan Pamuk’un “en renkli ve en iyimser romanım” dediği Benim Adım Kırmızı, 1591 yılında İstanbul’da karlı dokuz kış gününde geçiyor. İki küçük oğlu birbirleriyle sürekli çatışan güzel Şeküre, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir koca, sevgili aramaya başlayınca, o sırada babasının tek tek eve çağırdığı saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyreder. Eve gelen usta nakkaşlar, babasının denetimi altında Osmanlı Padişahı’nın gizlice yaptırttığı bir kitap için Frenk etkisi taşıyan tehlikeli resimler yapmaktadırlar. Aralarından biri öldürülünce, Şeküre’ye âşık, teyzesinin oğlu Kara devreye girer. İstanbul’da bir vaizin etrafında toplanmış, tekkelere karşı bir çevrenin baskıları, pahalılık ve korku hüküm sürerken, geceleri bir kahvede toplanan nakkaşlar ve hattatlar sivri dilli bir meddahın anlattığı hikâyelerle eğlenirler. Herkesin kendi sesiyle konuştuğu, ölülerin, eşyaların dillendiği, ölüm, sanat, aşk, evlilik ve mutluluk üzerine bu kitap, aynı zamanda eski resim sanatının unutulmuş güzelliklerine bir ağıt.

   10
Oğuz Atay – Korkuyu Beklerken

   İçerisinde Oğuz Atay’ın birkaç kısa öyküsünü barındıran Korkuyu Beklerken, 1975’te yayımlanmıştır. Bu nedenle Korkuyu Beklerken eserinin türü Öykü Derlemesidir. Derlemede en çok dikkat çeken öyküler, kitapla aynı adı paylaşan Korkuyu Beklerken ve Beyaz Mantolu Adam adlı hikayelerdir.

*Bilgiler kitapların arka kapaklarından veya tanıtım bültenlerinden alınmıştır.

Yazı: Gökçe Gül Bezek

Diğer Makaleler

Keşfet

Türkiye’nin En Güzel Glamping Alanları

Glamping Nedir? Glamping; kelime anlamı olarak glamorous (büyüleyici) ve camping (kamp yapmak) kelimelerinin birleşiminden meydana...

Kafa Dinlemelik Butik Oteller Listesi

Yaz gelince evde durmak hepimiz için daha zor hale gelmeye başladı. Kimimiz çoktan şehri...

Korona döneminde seyahate çıkarken bunları çantanızdan eksik etmeyin!

Korona günlerinde hepimizin ortak sorusu seyahat etmek güvenli mi? Risk elbette her zaman var...

HES kodu SMS ile nasıl alınır? HES kodu ne...

Şehirler arası yolculuklarında vatandaşların risk taşıyıp taşımadığı öğrenilmesi için HES kodu uygulaması geliştirildi. Sağlık...

Şehirler ve Ünlü Yemekleri

Hangi şehrin hangi yemeği meşhur? Sizin için minik bir şehir lezzet haritası hazırladık. Haydi birlikte...

Karantina Günlerinde Evinizde Otururken Gezebileceğiniz Müzeler

Evde geçirdiğimiz karantina günlerinde birçok marka, kurum bizler için dijital hizmetler sunmaya başladı. Bunlardan...

Popüler Konular

Yorumlar

CEVAP YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz