İstikamet, Sonbaharın En Çok Yakıştığı Şehir Prag!

Sonbaharın baştacı bir şehri ağırlıyoruz bugünkü yazımızda: Prag! Masalları andıran bu şehir; kırmızının, turuncunun, sarının en çok yakıştığı şehir. Sadece bir yürüyüş yapsanız bile aşık oluyorsunuz buraya… Girizgah sonbaharla oldu ama sizi aldatmasın. Aşık olunası doğasının yanı sıra tarih, sanat, eğlence… Hepsini bulabileceğiniz bir şehirden bahsediyoruz. Sizi daha fazla meraklandırmadan kemerlerimizi bağlayıp Prag’a doğru yola çıkalım. Ne dersiniz?

İstikamet Prag

“Prag gezim nasıl olsa?” diye düşünüyorsanız güzel bir önerimiz var. Vaktiniz varsa Viyana ve Budapeşte’nin de dahil olduğu Orta Avrupa turu yapabilirsiniz. Prag’a gidenler bu iki şehre de genellikle uğruyor.

Ne güzeldir ki Prag’a giden çok sayıda uçuş var. Uçak bileti kampanyalarını takip ederseniz daha uygun fiyata da alabilirsiniz biletinizi.

Nerede konaklanır?

Uçak biletinden sonra ayarlamanız gereken şey konaklama olacaktır. Çok sayıda otel ve hostel bulabilirsiniz. Ayrıca airbnb olasılığını da değerlendirebilirsiniz. “Nereye yakın olmalı?” diye düşünüyorsanız, bildiklerimizi anlatmak bizim görevimiz.

Teoride 10 bölgeye ayrılan şehrin, kent merkezine yakın 3 bölgesi, konaklama için en ideal bölgeler. Bu bölgelerin adı; Eski Şehir Meydanı/Old Town (yerel dilde Stare Mesto), Mala Strana bölgesi ve Yeni Şehir (Nove Mestro).

Old Town bölgesi, nehrin sağ tarafında yer alan bir bölge. Önemli tarihi yapılar burada yer alıyor. Buradan yürüyerek şehrin bilindik her yerine ulaşabilirsiniz. Oldukça hareketli ve turistik bir yer olduğu için hem konaklama hem de yeme içme fiyatları biraz yüksek olabiliyor. Fakat otel ve hostel açısından oldukça zengin.

Mala Strana bölgesi ise nehrin sol kıyısında. Turistlerden uzak, daha sakin bir bölge. Old Town’a yaklaşık yarım saatlik bir yürüme mesafesinde.

Nove Mestro olarak geçen Yeni Şehir bölgesi ise tarihi bölgeleri arasında en yenisi olduğu için böyle anılıyor. Buranın avantajı ise sanatsal ve tarihi noktalara yakın olması. Bir de merkez tren istasyonuna…

Şehrin Altını Üstüne Getirme Vakti!

Gezilecek yerler konusunda asla sıkıntı çekmeyeceğiniz bir Orta Avrupa şehrindesiniz. En rahat ayakkabılarınızı giyin ve sırt çantanızı takın. Şehri keşfe çıkıyoruz!

Eski Şehir Meydanı (Staromestske Namesti)

Burası, her turistin mutlaka uğradığı bir nokta. Prag’ın göbeği de diyebiliriz. Gezi planınızı, burayı merkez alarak oluşturabilirsiniz.

Bu meydan, Orta Çağ’ pazar alanı olarak kullanılmasının yanı sıra halk yanlısı Jan Zelivsky ve İmparator Matthias’a karşı gelen 27 liderin idamlarının gerçekleştirilmesi gibi ülke tarihi için önemli olaylara da sahne olmuş.

Eski Şehir Meydanı’na geldiyseniz Astronomik Saat, Tyn Kilisesi, Kinsky Sarayı, Jan Hus Anıtı ve Aziz Niklaus Kilisesi, görmeniz gereken yerler arasında.

Astronomik Saat

Madem konuyu Eski Şehir Meydanı’ndan açtık, Astronomik Saat’ten bahsetmeden olmaz. Astronomik Saat, 14. yüzyılda Eski Belediye Sarayı’na eklenen kule üzerinde. Özelliği ise üç farklı kısımdan oluşması. İlk kısmı ölümü, açgözlülüğü, sefayı, kibri sembolize eden 4 heykelden oluşurken ikinci kısımda güneş ile ayın hareketlerini ve zamanı gösteren mekanizma yer alıyor. Son kısımda ise günün tarihini ve burçları gösteriyor.

Eski Belediye Sarayı’nın en üstünde muhteşem manzarası olan bir gözlem evi bulunuyor. Sonbahara bir de buradan bakmanızı şiddetle tavsiye ediyoruz.

Karl Köprüsü (Charles Bridge)

Karl Köprüsü, şehrin simgelerinden biri. 1402 yılında inşa edilen köprü, Eski Şehir Meydanı ve Prag Kalesi’nin olduğu tarafı birbirine bağlayan bir köprü olmaktan çok daha fazlası. Üzerinde tam 30 adet sanat eseri niteliğinde heykel bulunuyor. Bir de köprünün üzerinde bulunan kuleye çıkıp Prag manzarasının muhteşemliğine teslim oluyorsunuz.

Prag Kalesi

45 hektarlık alana yayılmış, dünyanın en büyüklerinden birisi olarak anılan Prag Kalesi var. İçinde neler yok ki? Tarihi saraylar, bahçeler, ofisler, askeri yapılar, dini yapılar… İçerisindeki yapılarla hem mimari hem de tarihi açıdan doyurucu. Ve tabii oldukça da gösterişli!

Kafka Müzesi

Söz konusu Prag olunca Kafka’dan söz etmeden olmaz. Prag doğumlu olan ikonik yazar Kafka’nın hayatı ile daha çok şey öğrenmek isteyenleri bu tarafa alalım. Kafka Müzesi’nde Kafka’nın yaşamını, Prag’ın Kafka ve yazdıkları üzerindeki etkisini keşfedebilir, yazarın kendi el yazısı ile yazılmış çalışmalarını görebilirsiniz.

Hazır buraya kadar geldiyseniz, size minik bir önerimiz var. Prag’ın en dar sokağı olan U Luzickeho Seminare, buraya çok yakın. Öyle dar bir sokak ki; yayalar aynı anda sokağa girip yürüyüş tıkanmasın diye sokağın başında ve sonunda trafik lambaları var.

Ve son olarak Prag’ta Kafka heykeli yanında fotoğraf çektirmek, turistik aktivitelerin olmazsa olmazı…

John Lennon Duvarı (Lennon Wall)

John Lennnon’ın öldürülmesinden sonra sanatçının resminin çizilmesiyle başlıyor buranın hikayesi. Daha sonra Lennon hayranları, aynı duvara barışı simgeleyen sloganlar, sözler ve şarkılar ile doldurmuş. Komunist rejimin hakim olduğu dönem, polisler tarafından düzenli olarak silinse de tekrar tekrar doldurulmuş ve simgesel bir hal almış. Böylece oldukça turistik bir nokta haline geldi.

Dans Eden Ev (Dancing House)

İçerisinde otel, restoran ve sanat galerisi olan Dans Eden Ev, hayli özgün tasarımı ile dikkat çekiyor. Evin cam ağırlıklı dış yüzeyi kadını, diğer kısmı ise erkeği temsil ediyor. Ve bu iki kısım, dans ediyor havası uyandırıyor. Gördüğünüzde daha net anlayacaksınızdır.

Prag denilince akla ilk gelen bu yerler dışında doğası, havası ve şahsına münhasır özellikleri ile hala keyifli ama daha sakin vakit geçirebileceğiniz, yanınızda sevdiğiniz varsa onunla olan anları daha romantik değerlendirebileceğiniz yerler de var.

Petrin Tepesi

Üzüm bağları ile ünlenen Petrin Tepesi, 1825 yılında halka açılmış ve hem halk hem de turistler için vazgeçilmez bir yer olmuş. 300 metre rakımlı bu tepenin sadece manzarası değil havası da muazzam. Korkmayın, bu kadar yüksek bir yere yürüyerek değil füniküler ile ulaşacaksınız. Burada Aynalar Labirenti, Strahov Stadyumu,  Açlık Duvarı, Karel Hynench Macha Heykeli ve Aziz Laurentius Kilisesi gibi görmeniz gereken yapılar da var.

“Zaten füniküler ile çıktım, 299 basamaklı bir merdiven bana koymaz.” diyorsanız Petrin Tepesi Gözlem Kulesi sizi bekliyor. Evet, o basamakları çıkarken haklı olarak söyleneceksiniz ama manzarayı görünce her şeyi unutacaksınız.

Kampa Adası

Romantik sayılabilecek atmosferi nedeniyle tavsiye edilen yerler arasında yer alan Kampa Adası’na günümüzdeki yapısı nedeni ile Venedik yakıştırması yapılıyor.

Letna Parkı

İçerisinde en sevilen bira bahçesi yer alıyor bu parkın. Muhteşem manzara ve bol yeşillik (sonbahar ise sararmış yapraklar) eşliğinde Çek biralarını tadabilirsiniz.

Naplavka

Dans Eden Ev’in alt tarafında bulunan nehir kenarında bir bölge. İçerisinde açık alanda bulunan publar da var. Dilerseniz oturup içkinizi için, dilerseniz nehir kenarına oturup doğanın keyfini çıkarın.

Prag’a kadar gelmişken, gezme alanımı genişleteyim, Prag’ın uzaklarına gideyim diyenlerdenseniz, size harika önerilerimiz var. Gezgin ruhunuza selam olsun!

Terezin Kampı

Nazi Almanya’sının vehametini bilmeyenimiz yoktur. Yakın tarihte yaşanan en dramatik ve katliam dolu olaylar… Bunu konu alan pek çok da film var; Hayat Güzeldir, Schindler’s List gibi… Yolunuz Prag’a düşmüşken bu olaylara şahitlik etmiş Terezin Nazi Kampı’nı da görmeden dönmeyin. Prag’a 60 km uzaklıkta bulunan bu kampta 144.000 kişi esir tutulmuş, 88.000 kişi diğer ölüm kamplarına gönderilmiş ve 33.000 can kaybı yaşanmış. Girişinde 10.000 kişinin bulunduğu Milli Mezarlık var. Kasvet dolu, acı dolu ve bir o kadar ziyaret edilmesi gereken topraklar.

Kutna Hora

1995 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiş olan Kutna Hora, Prag’a 70 km uzaklıkta bulunuyor. Ayırt edici noktası ise Ortaçağ döneminde gümüş madeninin bolca bulunması. Fakat 16. yüzyılda gümüş madeni suyunu çekmiş ve Kutna Hora gözden düşmüş. Burada görülecek en önemli yapılar kiliselerden oluşuyor. Aziz Barbara Kilisesi, Kutsal Meryem Ana’nın Göğe Kabulü ve Yahya Kilisesi ve Kemikli Kilise’yi ziyaret edebilirsiniz.

Gezdik Tozduk, Karnımız Zil Çalıyor!

Gezmesi görmesi derken iyice acıktık. Ama merak etmeyin, yemek konusunda hiçbir sıkıntı yaşamazsınız. Çünkü ülkenin kendi mutfağının yanı sıra Türk, Çin, Hint, İtalyan restoranları da oldukça fazla.

Prag’da genel olarak domuz ve tavuk eti oldukça çok tüketiliyor. Balık ise Prag mutfağında çok yer edinememiş bir yemek. Prag yemeklerini bir cümle içinde özetlemek gerekirse; bol yağlı, bol kalorili ve çokça et ve patates kullanılarak hazırlanan yemekler.

Trdelnik: Üzeri tarçın ve şeker ile kaplı hamurun içerisinde dondurma ve çikolata var.

Plnena Paprika: Bizdeki biber dolmasına benzeyen yemek, domates sosu ve patates püresi ile servis ediliyor.

Gulas: Aynı zamanda Macar yemeği de olan gulas, yahni yemeği. Soğanlı, sarımsaklı ve havuçlu, yoğun bir kıvama sahip sos ile servis edilir.

Smazeny: Biranın yanında atıştırmalık arayanlar için ideal bir yemek. Kızarmış patates ile servis ediliyor.

Svíčková: Bonfile etinden yapılan Svíčková, özel olarak hazırlanmış krema sosu ile servis ediliyor.

Rajska Omacka: Svíčková’nın domates soslu versiyonu.

Knedliky: Bizdeki mantıya benziyor, fakat içinde kıyma yerine çilek, kayısı gibi meyveler bulunuyor.

Smazene Zampiony: Atıştırmalık sınıfına giren bu yemek, bir mantar yemeği. Mantarlar, un ve yumurtaya bulanıp kızartılıyor ve servis ediliyor.

Pecena Kachna: Kendisi kızarmış ördek. Yoğun ilgi gösterilen yemeklerden biri olan kızarmış ördek genelde yarım ya da çeyrek olarak servis ediliyor.

Yemekler dışında Çek denilince akla gelen şey bira. Çekler, dünya çapında en çok bira tüketen ülke. Durum böyle olunca biraları da muazzam oluyor.  Pilsner Urquell, Kozel, Cerna Hora en bilinen biraları. Bir de biranın hikayesini merak edenler için Bira Müzesi var. Bira dışındaki yerel içkilerinden en sevilenleri %80 civarında alkol oranına sahip Absinth ve %40 oranında alkole sahip bir likör olan Becherovka.

Bir de renginden dolayı “yeşil masal” olarak bilinen bir içkileri var ki kafalar harika. Asıl adı Çek Absinthe olan bu içkinin alkol oranı %70. İlk yapılma amacı ile bağırsakları rahatlatmak. Şimdiki amacı ise kafaları rahatlatmak. Fakat yasaklanmış, çünkü körlük ve ölüm gibi bazı olumsuz sonuçlara yol açmış. 1990’larda tekrar yasallaşmış ve thujone 10 mg’ı geçmediği sürece Absinthe satılabiliyor.

“Peki nerelerde takılalım?” sorusuna cevap arıyorsanız, ona da cevabımız var.

Cafe Cafe: Biraz loft, biraz modern dekore edilmiş sıcacık bir mekan. Birbirine yakın konumlandırılmış küçük masalardan birine oturduğunuzda asla yalnız hissetmeyeceksiniz. Ortam, loş ışıklarla aydınlatılmış, bu da atmosferi daha da şirin kılmış. Dekorasyonu kadar yemekleri de mükemmel buranın.

Cerna Madona: Tatlı mı tatlı, aynı zamanda şık bir ambiyansı olan bir cafe. Vitrinindeki leziz tatlılar sizi içeri davet ediyor adeta… Her biri minik bir heykelcik gibi size camın arkasından selam veriyor. Kahve ve tatlı molası için uğrayabilirsiniz.

Nase Maso: Abartmıyoruz, yediğimiz en güzel hamburgerlerin mekanıydı burası. Ayrıca şanslıysanız, günlük çıkarttıkları her seferinde farklı yöntem ve soslarla pişirdikleri lezzet denemelerine de denk gelebilirsiniz.

Kavarna Slavia: Prag’ın en ünlü kafelerinden biri. Nazım Hikmet hayranları daha da sevecek, çünkü kendisinin ödül almak için Prag’a gittiğinde aralıksız olarak ziyaret ettiği yer. Kafeyi Nazım Hikmet dışında pek çok ünlü ziyaret etmiş ve duvarlarda fotoğraflarını görebilirsiniz. Oldukça sakin bir ortamı var. Kahvenizi yudumlayıp tatlınızı tadarken bir yandan da piyano resitali dinleyebileceğiniz muazzam bir yer.

Cafe Louvre: Şarapları ve bitki çayları ile meşhur bir kafe, Cafe Louvre. Kısa bir mola vermek istiyorsanız, kesinlikle burayı tercih etmelisiniz. Elmalı kek ve ıhlamur ikilisine bir şans verebilirsiniz mesela. Çıkışında da hediyelik eşya bölümünden bir şeyler alabilirsiniz.

Gece hayatına ani bir giriş yapalım hadi. Gece hayatının oldukça renkli ve hareketli olduğu Prag’ta çok sayıda bar var. Absenth içebileceğiniz en iyi barlar da bu şehirde ayrıca…

Uğramadan dönmeyin dediğimiz yerler şöyle…

James Dean: Amerikan konseptine sahip barda hakim renkler siyah, beyaz ve kırmızı.  James Dean ve Marilyn Monroe’yu anımsatan detaylarla dolu. Fiyatlar ortalamanın biraz üzerinde, bunu da söyleyelim.

Black Angel’s: Şehrin yine en popülerlerinden biri olan Black Angel’s, U Prince Otel’in mahzeninde yer alıyor. Yüksek tavan, eski mobilyalar, avizeler ve dekora uygun giyinen barmenler. Her şeyiyle oldukça kaliteli bir gece kulübü.

Steampunk Bar: Prag’daki en orjinal bar, girişinden itibaren… Dekorasyon hareket eden saat mekanizmalarından oluşuyor. Adeta saatin içindesiniz. Her odanın farklı renkte aydınlatması var. Bar kısmı ise Blade Runner filminden fırlamış gibi. Kısaca, oldukça renkli ve ilginç bir gece kulübüne gitmiş olacaksınız.

Roxy: Prag’ın en hareketli ve en eski kulüplerinden biri. Tekno ve Funk müzikten hoşlananlar için en güzel yer. Yalnız oturabileceğiniz bir alan olmadığından her anlamda durmak yok!

Karlovy Lazne: 5 katlı ve her katında farklı bir müzik çalan, şahsına münhasır bir kulüp. Bu da, burayı diğerlerinden ayırıyor. Ayrıca Çekler’den ziyade farklı milletlerden kişilere rastlama ihtimaliniz çok yüksek.

Bizden tavsiyeler böyle sevgili gezginler. Bir şehir, asla tüm yönleriyle anlatılamaz, biliyoruz. Siz Prag’a gittiğinizde daha verimli bir gezi geçirin diye yazdık Prag’a dair her şeyi. Keşfedilecek, tadılacak, görülecek daha çok şey var.

 

 

 

Summary
Article Name
İstikamet, Sonbaharın En Çok Yakıştığı Şehir Prag!
Description
Masalları andıran bu şehir; kırmızının, turuncunun, sarının en çok yakıştığı şehir. Sadece bir yürüyüş yapsanız bile aşık oluyorsunuz buraya...
Author

No Comments Yet.

Leave a comment