Bugün telefonuma bir bildirim düştü, “geçen sene bugün”. Budapeşte #tbt’lerini paylaşmışım ne güzel günlerdi diye… O paylaşımdan birkaç gün önce de Antalya’daydım. Birkaç hafta sonra da Kıbrıs’ta. Çok şükür dediğim, özgürce her an istediğim her yerde olabildiğim günler…
Fotoğrafta Balıkçı Tabyası’ndayım. Ortalık öyle kalabalık ki, boş bir kare yakalayabilmek için yarım saat harcamışız eşimle. Amaç en güzel kareyi yakalamak, hem buradaydım demek hem de beni takip edenlerle güzel bir fotoğraf paylaşmak. Bir de mutfağımızdaki seyahat fotoğrafları köşesine bir başka güzel anı iliştirmek. 🙂
Çok uzak değil. Geçen sene bugün.
Peki ya o zamanlar size bir kahin çıkıp şöyle deseydi “Bir salgın hastalık çıkacak, tüm dünyayı saracak, hiç kimse evlerinden çıkamayacak, ekonomi yerle bir olacak” diye, inanır mıydınız? İlk akla gelenleri duyar gibiyim. “Bu deliye mi inanıyorsun?” “Çıldırmış ya bırak allah aşkına…“ Bu yorumlar Maya takvimlerinde yazanlara, Nostradamus kehanetlerine, 2012 söylentilerine de yapılmıştı. Halbuki o senelerle birlikte dünya karışmaya, savaşlar yaşanmaya, Orta Doğu ısınmaya başladı.
Biz bir sürü planlar yapıyoruz, bugüne değil geleceğe dair. Bugünü yaşamayı unutarak yapıyoruz o planları… Ama varoluşun çok daha büyük bir planı oluyor her zaman. Bekliyor, bekliyor, bekliyor sonunda öyle bir yerden gol atıyor ki hepimiz apışıp kalıyoruz. Bugün bir arkadaşım paylaşmış, “doğanın kendi iradesi olduğunu kabullenemeyip hala Korona’yı biyolojik silah olarak gören insanlar var” diye. O kadar doğru geldi ki… Şu anda evren bize ders veriyor, hem de çok büyük bir ders… Biz sokakları bıraktık doğa canlandı, balıklar Venedik kanallarında yüzmeye başladı, hava kirlilik oranı düştü. Sevdiklerimizi özlüyoruz, bir olmanın kıymetini hatırlıyoruz, evde ailenle vakit geçirmek ne demekti onu hatırlıyoruz, hem de sadece 1-2 haftada oldu bunlar. Düşünsenize belki bu süre daha uzayacak. 1-2 ay evde kalırsak ne olacak? Hepimiz bambaşka insanlar olarak sokaklara döner miyiz? Belki gereksiz hırslardan, madde dünyasından, sınır ihlallerinden arınmış, doğanın toprağın kıymetini bilen bireyler oluruz, ne dersiniz?
Biz bunları düşünürken parayı ekonomiyi düşünmesi gereken de devlet olmalı. Çünkü para devletin işi. Hepimiz aynı gemideyiz neticede, ya hep birlikte batacağız, ya da hep birlikte çıkacağız. Belki de dünya olarak dayanışmayı da bu şekilde öğreneceğiz. Küresel İklim Değişikliği önergesini reddeden devlet adamları, bacalarına ısrarla filtre taktırmayan fabrika haberleri geliyor gözümün önüne. Belki onlar da bu hikayeden bir ders çıkarır kendine.

